REZONANS KANUNU /PİERRE FRANCKH

Hayatımızda başımıza gelen olaylar, karşılaştığımız insanlar veya kaçırdığımız fırsatlar sadece birer “tesadüf” mü? Yoksa tüm bunları görünmez bir enerjiyle kendimize mi çekiyoruz? Pierre Franckh’ın Rezonans Kanunu, işte bu kadim soruyu modern bilimin ve kuantum fiziğinin verileriyle harmanlayarak cevaplıyor.

Kitabın Konusu

Kitap, aslında evrendeki en temel fizik kurallarından biri olan “Benzer benzeri çeker” ilkesini merkeze alıyor; ancak bunu kuru bir “olumlu düşün” tavsiyesinin çok ötesine taşıyor. Franckh’a göre insan vücudu, biyolojik sınırlarının ötesinde, sürekli olarak çevreye sinyaller yayan devasa bir enerji vericisi gibidir.

Kitabın değindiği temel başlıklar şunlar:

  • Kalbin Manyetik Gücü: Yazarın belki de en çarpıcı iddiası, kalbin manyetik alanının, beynin manyetik alanından 5000 kat daha güçlü olduğudur. Bu bilimsel veri şu anlama geliyor: Sadece zihinle “istemek” veya “düşünmek” yetmez. Bir arzunun gerçekleşmesi için, o arzunun kalpte hissedilmesi, yani duyguyla birleşmesi gerekir. Beyin düşünür, ama kalp “yayını yapar”.

  • DNA’nın İletişim Gücü: Kitapta atıfta bulunulan Rus araştırmalarına göre, DNA’mız sadece genetik kod taşımakla kalmıyor, aynı zamanda bir anten gibi evrendeki enerjilerle iletişim kuruyor. Yani hissettiğimiz korku, neşe veya endişe, sadece bizim iç dünyamızı değil, DNA’mız aracılığıyla fiziksel gerçekliğimizi de etkiliyor.

  • Rezonans Alanı Oluşturmak: Bir diyapazon düşünün; o titrediğinde yanındaki aynı notadaki diğer diyapazonlar da titremeye başlar. Biz de hangi frekanstaysak (öfke, kıtlık bilinci, sevgi veya başarı), evrende o frekansta titreşen olayları ve insanları “rezonansa” sokarız. Eğer iç dünyamızda “değersizlik” inancı varsa, dış dünyada bize kendimizi değersiz hissettirecek insanlar bulmamız kaçınılmazdır.

Kitabın Yorumlanması

İletişim Fakültesi 4. sınıf öğrencisi olarak, iletişimi genellikle “insanlar arası mesaj alışverişi” olarak tanımlarız. Ancak Rezonans Kanunu, iletişimi “insan ile evren arasındaki enerji alışverişi” olarak yeniden tanımlamamı sağladı. Kitabı okurken en çok etkilendiğim nokta, yazarın okuyucuyu “kurban psikolojisinden” çıkarıp “hayatının mimarı olma” sorumluluğuna davet etmesiydi. Çoğu zaman dış koşulları, sistemi veya diğer insanları suçlama eğilimindeyizdir. Ancak Franckh, aynayı cesurca kendimize çevirmemizi istiyor. Yazarın şu yaklaşımı çok sarsıcıydı: Dışarıda değiştirmek istediğin her ne varsa, önce içeride onun frekansını değiştirmelisin. Özellikle İlmi Sima ve insan psikolojisine olan ilgimle bu kitabı birleştirdiğimde taşlar daha iyi yerine oturdu. Bir insanın yüz ifadesi, duruşu ve enerjisi aslında onun rezonans alanının somut bir göstergesi. Negatif enerji yayan birinin, yüz hatlarında bile bu gerginliği görebiliyoruz; dolayısıyla hayatına çektiği olaylar da bu gerginlik paralelinde oluyor. Sonuç olarak , Rezonans Kanunu sadece spiritüel bir rehber değil, aynı zamanda düşünce sistematiğinizi değiştirecek bir zihin antrenmanı kitabı. Eğer hayatınızda sürekli tekrar eden döngülerden (“Hep beni bulan yanlış ilişkiler”, “Bitmeyen aksilikler” gibi) sıkıldıysanız, bu kitap size yardımcı olabilir.

“Gelecek de geçmiş kadar gerçektir.”

“İnandığımız şeye dönüşmemizi sağlayan, her zaman inançlarımızın gücüdür.”

“İç dünyamızda zaten sahip olduğumuz her şey, dış dünyada da bizi bulacaktır.”

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir