SEVME SANATI / ERİCH FROMM

Çoğumuz sevgiyi, başımıza gelen hoş bir tesadüf, bir “şans” ya da doğru insanı bulduğumuzda kendiliğinden oluşacak bir his sanıyoruz. Tıpkı piyangodan ikramiye bekler gibi… Peki ya size, sevmenin de tıpkı piyano çalmak, resim yapmak veya mühendislik gibi öğrenilmesi gereken, teorisi ve pratiği olan bir “sanat” olduğunu söylesem?

Erich Fromm, kült eseri Sevme Sanatı ile yüzümüze soğuk bir su çarpıyor ve diyor ki: “Sevgi bir duygu değil, bir eylemdir.”

Kitabın Konusu

Erich Fromm, Sevme Sanatı eserinde okuyucuyu oldukça sarsıcı bir soruyla karşılar: “Gerçekten sevdiğinizi sandığınız birisini acaba gerçekten seviyor musunuz, yoksa o bir bağımlılık mı?” Yazar, modern insanın sevgi konusunda üç temel yanılgıya düştüğünü savunur. İlki, insanların sevmeyi aktif bir eylemden ziyade, kendini “sevdirme” çabası olarak görmesidir; yani onlar için önemli olan sevebilmek değil, sevimli ve popüler olabilmektir. İkinci yanılgı, sorunun “sevme yeteneğinde” değil, “sevilecek doğru nesneyi” bulmakta olduğu inancıdır. Tıpkı bir alışveriş mantığıyla, doğru kişiyi bulunca her şeyin çözüleceğini sanırlar. Üçüncü yanılgı ise, başlangıçtaki o heyecanlı “aşık olma” halini, kalıcı olan “sevme” eylemiyle karıştırmalarıdır.

Fromm’a göre sevgi, insanın varoluşsal yalnızlık hapishanesinden çıkmasının yegâne yoludur ve tıpkı resim ya da müzik gibi öğrenilmesi gereken bir sanattır. Bu sanatın icra edilmesi ise dört temel sütuna dayanır: İlgi, Sorumluluk, Saygı ve Bilgi. Yazar, sevginin sadece güçlü bir his değil; sevilen kişinin yaşaması ve gelişmesi için duyulan “etkin bir ilgi”, onun ihtiyaçlarına verilen “gönülden bir cevap” (sorumluluk), onu olduğu gibi görebilme (saygı) ve tanıma (bilgi) süreci olduğunu vurgular. Ayrıca bu sanatı gerçekleştirebilmenin önündeki en büyük engel, kişinin sadece kendi çıkarını düşündüğü “narsisizm”dir; narsisizmini yenemeyen kişi, gerçek sevgiye asla ulaşamaz.

Kitabın Yorumlanması

Kitabı okurken kendimi, ilişkilerimize ve sevgi anlayışımıza tutulan bir aynaya bakıyor gibi hissettim. Günümüzde “Sensiz yaşayamam” demeyi büyük bir aşk belirtisi sanıyoruz; oysa Fromm bunun bir sevgi değil, bir muhtaçlık olduğunu yüzümüze vuruyor. Beni en çok etkileyen kısım, sevginin bir “duygu” olmaktan öte bir “karar” ve bir “yargı” olduğu tespitiydi. Eğer sevgi sadece anlık bir his olsaydı, insanların birbirine “ölünceye dek” söz vermesinin hiçbir anlamı kalmazdı. Çünkü hisler değişebilir, ancak sevmek iradi bir duruştur.Bir iletişimci adayı olarak, toplumumuzdaki “sevgi” algısının ne kadar nesne odaklı olduğunu daha net gördüm. İnsanlar sevmeyi, vitrindeki en güzel kıyafeti seçmek gibi “doğru insanı bulma” meselesi sanıyor. Oysa yazarın dediği gibi; herhangi bir sanatı icra etmek nasıl disiplin, sabır ve ilgi gerektiriyorsa, sevmek de emek istiyor. Kendi narsisizmini yenip, karşısındakini “kendi arzularına göre” değil, “olduğu gibi” görebilenlerin başarabileceği bir sanat bu. Kitabı bitirdiğimde şu cümle zihnimde yankılandı: “Sevgi bir inanma işidir; inancı az olanın sevgisi de azdır.” Bu eser, sadece bir ilişki rehberi değil, insanın olgunlaşma sürecinin haritasıdır.

“Sevgi kusurları yok etmez, onları da kabul eder. Bir insanı, hiç sebep yokken yüreğinizde sıcacık hissediyorsanız, işte bu gerçek sevgidir.”

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir